Genel

Türkiye Cumhuriyeti Hangi Temeller Üzerine Kurulmuştur? Cumhuriyetimizin kurucu felsefesinin Hangi İlkeler Üzerinde Yükseldi ve ATATÜRK Döneminde Kurucu Felsefenin Temelleri, Türk Dış Politikasına Nasıl Yön Verdi?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti oldukça zor şartlarda kurulmuştur. İnsanların akşam yemeğinde dahi yiyecek bir yemek dahi yok idi. Ama halk Meclis’e o kadar önem vermiştir ki Meclisin bitmeyen çatısına evlerinden kiremit söküp Meclise bağışlamıştır. Atatürk dış düşmanları yendim ama içimizdeki bilim düşmanlarıyla hala savaşıyorum demiştir. Ülkede öncelikle Din ve Devlet işlerinin ayrılması için Laiklik sistemini oturtmuştur. Çünkü Osmanlı’nın hasta adam olmasındaki en büyük kaynak alimlerin ve din adamların artık adalet ve bilimin terazisini kaçırmış olmasaydı. Hatta 16. Yüzyıldan itibaren alimin oğlu alim hocanın oğlu hoca oluyordu. Atatürk ve kurucu kadro din işlerinin kullanılarak halkın çoğunluğunun yanlış yerlere empoze edilebileceğini gördü ve laiklik sistemini uyguladı. Atatürk hayattaki en hakiki mürşit ilimdir diyerek bilimin üzerinde Türk milletinin muasır medeniyetler seviyesine ulaşacağını söyleyerek devletin temeline bilimi koymuşlardır. Devletin temelinde Adalet vardır Kurucu Meclis daha savaş halindeyken İstiklal Mahkemelerini kurmuştur. Her zaman yargının bağımsızlığına önem verilmiştir. Eşitlik benimsenmiştir onun için bütün sıfatlar kaldırılmış sadece soyadı kanunu getirilmiştir. O zamanın şartlarında Batı’da yükselen medeniyetin kanunlarını Türk anayasal sistemine bütünleşmiş ederek yeni bir medeni anayasa oluşturulmuştur.  Ülkeyi Bilim, Laiklik, Medeniyet, Adalet, Eşitlik, Din, Özgürlük ve İnsan hakları temelinde kurmuşlardır.

Cumhuriyet ilkeler üzerinde yükselmiştir bunlar Laiklik, Milliyetçilik, Halkçılık, İnkılapçılık, Cumhuriyetçilik, Devrimcilik ve Devletçiliktir.  Laiklik sistemini getirerek din ve devlet işleri ayrılmış son yüzyıllardaki dini kötüye alet ederek devleti soyan düzen kaldırılmıştır. Din ve devlet işlerinin ayrılması devlette şerri hükümler kaldırılmış Batı’dan kanunlar getirilerek bazıları değiştirilmiş Türk Anayasası oluşturulmuştur. Eğitim yenileşmiştir herkes tek tip eğitim öğretim görmeye başlamıştır ve 10 yılda 15 milyon genç okuma yazma öğrenmiştir ki Osmanlı’da okuma yazma oranı yüzde 6’ydı. Milliyetçilik tüm tarımdan fabrikaya, eğitimden savaş teçhizatlarına yansımıştır. Atatürk aynı zamanda Ulus devletin bütünlüğüne önem vermiştir. Ümmetçilik fikri zaten 1. Dünya Savaşında tamamen sona ermiştir. Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır. Halkçılık ilkesi soyadı kanunu, giyim kanunları, milli eğitim, medeni kanunlar ve birçoğu halkla uyumlu olan herşeyi kapsar.Halkla birlikte ve gerekirse halkınçıkarları için çaba göstermektir.Devletçilik ise. ülkeye fayda sağlayacak sermayesi geniş olan kuruluş ve araçlara ihtiyaç gösteren sektörlerin genellikle büyük sanayici ve tarımın, istenilen ve gerekli alan ve oranlarda devlet eliyle teşkilatlandırılıp işletilmesidir. Gazi Önder Mustafa Kemal Atatürk her zaman barışın taraftarıydı. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh sözü ile tüm dünyanın barış içinde yaşaması gerektiğini savunmuştur ve tüm sömürü yaşayan ülkelere örnek olmuştur. Türk Dış Politikası Bağımsızlık, Barış, Batılı çağdaş, Diyaloğa her zaman açık olma aktif fakat statükocu bir durum benimsemiştir. Bu politikalara etken olan neden Cumhuriyetimiz kurulurken benimsenen ilkelerdir. Türk dış politikası milli olmuştur hiçbir zaman savaş yanlısı olmamıştır. Hatta Atatürk ölmeden önce asla 2. Dünya savaşına girilmemesi gerektiğini emretmiştir. Yeni yükselen bir Cumhuriyet olduğu için her zaman denge politikası yürütmüştür hala bugün devam etmektedir. Statükocu olma yani toprak bütünlüğü ulusal egemenlik fikri şuan devam etmektedir. Fakat Milli kaynakları kullanma fırsatlarından dolayı ya da komşulardaki çatışmalar nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu durumda silaha başvurmaktadır. Türk milleti Savaşmayı sevmeyen bir millet değildir Savaşı sevmeyen bir millettir. Komşularıyla barış halinde bir Türk dış politikası oluşturulmuştur. Ekonomik olarak bir ülkeden ne alıyorsak o kadarda satmamız gerektiği yani ihracat ve ithalatın dengede olması önemli etkendir. Musul sorununda Gazi Önder Mustafa Kemal Atatürk bu sorunu diplomasiyle çözmüştür. Yine Bozkurt Lotus sorunu diplomasiyle çözülmüştür. Ekonomi 1938 ‘in sonuna gelindiğinde dengededir. Komşularla sorun giderilmiştir hatta İran Başkanı o dönemde Türkiye’ye gelmiştir ve karşılıklı işbirliği geliştirilmeye çalışılmıştır. Kurtuluş Savaşından sonra yeni devlete savaşta savaşılan devletlerin neredeyse tüm başkanları ülkeye ziyarete gelmiştir.